Ziya Paşa’nın Terkib-i Bendinden Seçmeler

Terkîb-i Bend’den Seçmeler

Ziya Paşa

Bir katre içen çeşme-i pür-hûn-ı fenâdan
Başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan

Her şahsı harîm-i Hakk’a mahrem mi sanırsın
Her tâc giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın

Çeşme-i pür-hûn-ı fenâdan: Faniliğin kanlı çeşmesi

Harîm-i Hakk: Hakk’ın dokunulmaz kıdığı

 

 

Âsûde olam dersen eger gelme cihâne
Meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan

Dehri arasan binde bir âdem bulamazsın
Âdem görünen harları âdem mi sanırsın

Seng-i kazâ: Kaza oku/taşı

.

 

 

Sâbit-kadem ol merkez-i me’mûn-ı rızâda
Vâreste olup dâire-i havf u recâdan

Çok mukbili gördüm ki güler içi kan ağlar
Handân görünen herkesi hurrem mi sanırsın

Merkez-i me’mûn-ı rızâ: Hoşnutluğun emin merkezi

Mukbili: mutlu   Handân: gülen   Hurrem: sevinçli

 

 

Dursun kef-i hükmünde terâzû-yı adâlet
Havfin var ise mahkeme-i rûz-ı cezâdan

Bil illeti kıl sonra müdâvâta tasaddî
Her merhemi her yâreye merhem mi sanırsın

.

Müdâvât: devâ arama   Tasaddî: girişme

 

 

Bî baht olanın bağına bir katresi düşmez
Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan

Kibre ne sebeb yoksa vezîrim deyû gerçek
Sen kendini düstûr-ı mükerrem mi sanırsın

.

Düstûr-ı mükerrem: sadrâzam

 

 

Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar
Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan

Ey müftehir-i devlet-i yek-rûze-i dünyâ
Dünyâ sana mahsûs u müsellem mi sanırsın

Rencîde: incinme/kamaşma   Dîde-i huffâş: yarasa gözü

Müftehir-i devlet-i yek-rûze-i dünyâ: dünyanın geçici nimetiyle iftihar eden

 

 

Her âkile bir dert bu âlemde mukarrer
Râhat yaşamış var mı gürûh-ı ukalâdan

Hâlî ne zaman kaldı cihân ehl-i tama’dan
Sen zâtını bu âleme elzem mi sanırsın

.

Ehl-i tama’: aç gözlü

 

 

Hall etmediler bu lûgazın sırrını kimse
Bin kâfile geçti hükemâdan fudelâdan

En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnın
Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın

.

.

 

 

Kıl san’at-ı üstâd’ı tahayyürle temâşâ
Dem urma eger ârif isen çün ü çerâdan

Bir gün gelecek sen de perîşân olacaksın
Ey gonca bu bu cem’iyyeti her dem mi sanırsın

Tahayyür: hayret   Çün ü çerâ: Nasıl ve niçin

.

 

 

İdrâk-î me’âlî bu küçük akla gerekmez
Zîrâ bu terâzû o kadar sıkleti çekmez.

Nâ-merd olayım çarha eger minnet edersem
Cevrinle senin ben keder etsem mi sanırsın

İdrâk-î me’âlî: Yüce olanı kavrama

.

 

Allâh’a tevekkül edenin yâveri Hakk’dır
Nâ-şâd gönül bir gün olur şâd olacakdır.

 

 



 

 

Dehrin ne safâ var acabâ sîm ü zerinde
İnsân bırakır hepsini hîn-i seferinde

Pek rengine aldanma felek eski felekdir
Zîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâz-ı dönekdir

Sîm ü zer: gümüş ve altın   Hîn-i sefer: sefer esnası/anı

Nâ-sâz: uygunsuz

 

 

Bir reng-i vefâ var mı nazar kıl şu sipihrin
Ne leyl ü nehârında ne şems ü kamerinde

Yâ bister-i kemhâda yâ vîrânede cân ver
Çün bây ü gedâ hâke berâber girecekdir

Sipihrin: dünya, felek

Bister-i kemhâ: ipeklli yatak   Bây ü gedâ: zengin ve fakir

 

 

Seyr etdi havâ üzre denür taht-ı Süleymân
Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde

Allâh’a sığın şahs-ı halîmin gazabından
Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pekdir

.

Halîm: yumuşak huylu

 

 

Hürr olmak ister isen olma cihânın
Zevkinde safâsında gamında kederinde

Yakdı nice cânlar o nezâketle tebessüm
Şîrin dahî kasd etmesi câna gülerekdir

.

Şîr: aslan

 

 

Cânân gide rindân dağıla mey ola rîzân
Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde

Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma
Zer-dûz pâlân ursan eşek yine eşekdir

Rindân: kalender   Rîzân: saçılmış

Bed-asl: soyu kötü   Necâbet: soyluluk    Zer-dûz pâlân: altın sırmalı eger

 

 

Hayr umma eger sadr-ı cihân olsa da bi’l-farz
Her kim ki hasâset ola ırk u güherinde

Bed-mâye olan anlaşılır meclîs-i meyde
İşret güher-i âdemi temyîze mihekkdir

Hasâset: alçaklık, cimrilik   Güher: öz, cevher, soy

Bed-mâye: mayası bozuk   İşret: içki meclisi   Güher-i âdem: insan mayası

 

 

Yıldız arayup gökde nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdîr
Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötekdir

Turfa: tuhaf   Reh-güzer: Geçilecek yol

Tekdîr: azarlama

 

 

Anlar ki verir lâf ile dünyâya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde

Nâ-dânlar eder sohbet-i nâ-dânla telezzüz
Dîvânelerin hem-demi dîvâne gerekdir

Teseyyüb: tembellik

Nâ-dân: cahil

 

 

Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

Afv ile mübeşşer midir ashâb-ı merâtib
Kânûn-ı cezâ âcize mi hâs demekdir

.

.

 

 

Ben her ne kadar gördüm ise ba’zı mazarrât
Sâbit-kademim yine bu re’yin üzerinde

Milyonla çalan mesned-i izzetde ser-efrâz
Bir kaç guruşu mürtekibin câyı kürekdir

.

Mesned-i izzet: şeref makamı   Ser-efrâz: başı yüksek   Cây: yer(ceza)

 

 

İnsâna sadâkat yakışır görse de ikrâh
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allâh.

Îmân ile dîn akçedir erbâb-ı ğınâda
Nâmûs u hamiyyet sözü kaldı fukarâda.

.

Erbâb-ı ğınâ: zenginler   Hamiyyet: şeref/haysiyet

 

 



 

 

Gadr ede re’âyâsına vâlî-yi eyâlet
Dünyâda vü ukbâda ne zillet ne rezâlet

İkbâl içün ahbâbı si’âyet yeni çıkdı
Bilmez idik evvel bu dirâyet yeni çıkdı

Gadr : zulüm

Si’âyet: dedi-kodu   Dirâyet: anlayış/kavram

 

 

Lâyık mıdır insân olana vakt-i kazâda
Hak zâhir iken bâtıl içün hükmü imâlet

Sirkat çoğalıp lafz-ı sadâkat modalandı
Nâmûs tamâm oldu hamiyyet yeni çıkdı

Vakt-i kazâ: takdir olunanın gerçekleşmesi   İmâlet: meyletme

Hamiyyet: şeref/haysiyet

 

 

Kâdı ola da’vâcı vü muhzır dahî şâhid
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet

Düşmanlara ahbâbını zemm oldu zarâfet
Dil-dârdan ağyâra şikayet yeni çıkdı

Muhzır: mübaşir

Dil-dâr: sevgili   Ağyâr: yabancı

 

 

Ey mürtekib-i har bu ne zillet ki çekersin
Bir kaç guruşa müddet-i ömrünce hacâlet

Sâdıkları tahkîr ile red kâ’ide oldu
Hırsızlara ikrâm ü inâyet yeni çıkdı

Mürtekib-i har: eşeklik eden   Hacâlet: utanma

İnâyet: iyilik

 

 

La’net ola ol mâle ki tahsîline anın
Yâ dîn ola yâ ırz u yâ nâmûs ola âlet

Hak söyleyen evvel dahî menfûr idi gerçi
Hâinlere ammâ ki ri’âyet yeni çıkdı

.

Ri’âyet: uymak

 

 

Âdem olanın hayr olur âdemlere kasdı
İnsânlığa insânda budur işte delâlet

Evrâk ile i’lân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i ra’iyyet yeni çıkdı

.

Terfîh-i ra’iyyet: halka refah verme

 

 

İnsân ana derler ki ede kalb-i rakîki
Âlâm-ı benî nev’î ile kesb-i melâlet

Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıkdı

Kalb-i rakîk: ince/yufka yürekli   Âlâm-ı benî nev’î: aynı cinslerin elemleri   Kesb-i melâlet: üzüntü kazanma

Mahmî: himaye gören   Himâyet: koruma

 

 

Âdem ana derler ki garazdan ola sâlim
Nefsinde dahî eyleye icrâ-yı adâlet

İsnâd-ı ta’assub olunur merd-i ğayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıkdı

.

İsnâd-ı ta’assub: yobazlık suçlaması   Merd-i ğayûr: gayretli kişi   Tevcîh-i reviyyet: işleri yöneltme

 

 

Sâdık görünür kisvede erbâb-ı hiyânet
Mürşid sanılır vehlede ashâb-ı dalâlet

İslâm imiş devlete pâ-bend-i terakkî
Evvel yoğ idi iş bu rivâyet yeni çıkdı

Vehle: bir an

Pâ-bend-i terakkî: ilerlemenin ayak bağı

 

 

Ekser kişinin sûretine sîreti uymaz
Yâ Rab bu ne hikmetdir İlâhî bu ne hâlet

Milliyyeti nisyân ederek her işimizde
Efkâr-ı frenke teba’iyyet yeni çıkdı

.

.

 

 

Ümmîd-i vefâ eyleme her şahs-ı dağalde
Çok hâcıların çıkdı haçı zîr-i bağalde.

Eyvâh bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîrâ ki ziyân ortada bilmem ne kazandık.

Dağal: hile yapan   Zîr-i bağal: koltuk altı

Bâzîçede eğlence/oyun


Reklamlar
Bu yazı Şiirler içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s